Aparigraha
- 18 May
- 3 dakikada okunur

Yoganın sekiz basamağından biri olan yamaların yani toplum ve diğer insanlarla olan ilişkilerimzdeki ahlaki değerlerin bir tanesi ve benim en favorim olan ilke aparigraha’dır. Sanskritçe olan bu kelimenin anlamı sahiplenmemek, biriktirmemek, istiflememektir. Benim yorumlamamla bu, elindekiyle yetinmek, ihtiyacından fazlasını almamak hatta bırakmak ve sadeleşmek olarak da açıklanabilir. Aparigraha sadece maddi eşyalara değil, statüye, ilişkilere, fikirlere ve sonuçlara bile aşırı bağlanmamayı ifade eder.
Aslında bu hem doğaya hem de yaşamı paylaştığın tüm canlılara karşı göstreilmesi gereken bir saygıdır. Şöyle ki; doğa cömerttir. Hiçbir zaman ne ürününden, ne havasından, ne de suyundan bilinçli olarak kimseyi esirgemez, bilakis her zaman davetkardır, ikram eder. Ve işin en etkileyici tarafı bu cömertliğinin karşılığında hiçbir şey beklememesidir. Bize düşen tek görev onun bu eli açıklığına minnet duymak ve onu yıpratmamaktır.
Aparigrahanın yaşam alanını paylaştığın diğer canlılara olan saygı boyutu ise elinde olanla yetinmekten geçer. Sen gereğinden ve ihtiyacın olandan fazlasını alma ki diğerleri de o kaynağa ulaşabilsin ve onu tüketebilsin çünkü sen her ne sebeple olursa olsun o maddeyi istifler ve biriktirirsen ona gerçekten ihtiyacı olan kişi ona sahip olamaz. Bu açıdan bakıldığında aslında aparigraha herkesi ve herşeyi ortak bir paylaşım alanına davet eder.
İşin bir diğer boyutu da sadeleşmekten geçer ki beni en cezbeden taraf burasıdır. Sadeleşmek sadece görüntüde değil, sözde de geçerlidir, davranışta da duyguda da… Çok sevdiğim bir söz vardır. Konuşmadan önce düşün, söyleyeceğin şey doğru mu, yararlı mı, şefkatlı mi ve zamanı uygun mu? Bunu uygulamaya başladığınızı bir hayal edin. İlişkiler ne kadar daha net, sınırını aşmayan ve yerli yerinde olurdu. Birbirimizle etkileşimimiz ne kadar daha kolay ve sürdürelebilir olurdu.
Davranışta sadeleşmek de buna benzer etkiler yaratır. Abartılı hareketlerden uzak, karşındakine saygı ve sevgi ile yaklaştığın, onu fazla ilgi ya da ısrarla boğmadığın, bilakis kendi haline bıraktığın ve işlerin doğalında seyrettiği bir ilişki. Kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi?
Bir de gelin bu ilkenin duygularla nasıl örtüştüğüne bakalım. Gün içinde yüzlerce duygudurumdan geçiyoruz. İç dünyamızda sürekli yer değiştiren, değişen haller var. Bazen sıkılıyoruz, bazen huzur buluyoruz, bazen öfkeleniyoruz bazen de rahatlıyoruz. Bunların bir kısmını bilinçli olarak farkedemiyoruz. İşte bu farkındalıksız yakalandığımız anlarda o duygular bedenimizde birikiyorlar, sıkışıyorlar ya da fazlasıyla ön plana çıktıklarında fiziksel semptomlara dönüşebiliyorlar. Seneler boyu aynı öfkeye tutunup onu besleyen ama sorulduğunda kaynağını bile unutmuş olan pek çok insan tanıyorum. Ya da sadece ikincil kazançları olduğu için kendini hep çok bağışlayıcı ve yumuşak gösteren. Duyguya tutunmak bence dünyanın en hapsedici hali. İnsanı içten içe yiyip bitiriyor.
Benzer şekilde statüye ya da başarıya tutunmak da aynı oranda zararlı diye düşünüyorum. Herşeyin geçici hatta geçmesi gereken bir tarafı olduğunu hatırlamamız gerekiyor.
Ben aparigraha’yı nasıl uyguluyorum diye soracak olursanız… En başa benim için bırakması en kolay olan şey olan eşyalardan başlayabilirim. Bilenler bilir belki Başak burcu olmamın da getirdiği bir özellik bu ama ben sürekli dolap temizlerim 😊Eski ve giymediğim kıyafetlerimi, çantalarımı, ayakkabılarımı ayıklarım ve ihtiyacı olanlara veririm. Aynısını çocuklarımın dolaplarına da yapıyorum ve gün sonunda hepimiz ne kadar rahatlıyoruz size anlatamam. Bunun dışında eve örneğin muftak alışverişi yaparken her zaman o haftalık ya da bazen bir kaç günlük alışveriş yaparım. Sürekli markete gitmekten sıkılmıyor musun diye soranlara cevabım hayır. Bilakis dışarı çıkmak için bana bir sebep ya da halledilecek işler listesinden bir tanesini tik etmek için bir yol bu (bu da Başak burcu özelliği olsa gerek). İşin material kısmını bir kenara bırakırsak davranış, alışkanlık ya da duygu bırakmak konusunda daha zorlandığımı itiraf etmek isterim. Çok şükür ki bırakmam gereken kötü sayılacak alışkanlıklarım yok ama örneğin kendi sağlığım için şekerden daha uzak durabilirim, her gün bir parça çikolata yemeyebilirim ama bunlar minik şeyler. Daha büyük çapta davranış ve duygulardan kurtulmak ya da yenilenmek elbette o kadar kolay değil. Örneğin üzerinde uzun zamandır çalıştığım suçluluk duygusunu taşımamak için gerçekten çok çalıştığımı itiraf etmek isterim. Bunun davranışlarıma yansıma boyutu çok farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor. Bazen gereğinden fazla özverili olabiliyorum ya da kendime çok sert davranabiliyorum. Bu hallerimi farkettiğim anda hemen birkaç nefes alıp an'a dönmeye çalışıyorum ya da mat üzerine çıkıp biraz silkeleniyorum.
İşte tüm bu çalışmalar beni yogaya çok derin ve anlamlı bir yerden bağlıyor ve tüm ilkelerine olan saygı ve hayranlığımı arttırıyor. Yoga bütünsel bir arınma ve iyi olma, her anın içine ve getirdiklerine sadeleşme ve kendini bırakma hali. Fiziksel pratik ve nefes teknikleri birer araç. Amaç ise bedeni kullanarak, ruhu ve zihni dinginleştirmek. Bu sadece terleme yoluyla toksinlerden arınmak ya da sadece bilinçli farkındalık ve meditasyon teknikleri ile zihni temizlemek, durulaştırmaktan çok öte bir pratik. İhtiyacın olanı alma, gereğinden fazlasını ise bırakma yasası her an devrede. En basitinden bizim için hayati önem taşıyan nefesi bile alabileceğinden fazla alamıyor, bırakabileceğinden fazlasını bırakamıyorsun. Herşey adeta baştan hesaplanmış. Senin yapman gereken tek şey ne başarına, ne o anki duyguna ya da düşüncene fazlasıyla takılmadan bir sonraki ana kendini teslim edebilmen ve ardından bir sonrakine. Yani aslında devamlı bir detokstan, bir arınmadan geçme eylemi söz konusu.
İşte aparigraha bu anlamda aslında sürekli meydana geliyor. Sadeleşmek muhteşem bir hafiflik. Bunu minik aşamalarla hayatlarınıza sokmanızı öneririm.
Sevgiyle kalın...
Yorumlar