Ayna ayna söyle bana
- 20 Mar
- 5 dakikada okunur

Stüdyodaki yoga derslerinin sonunda, kamplarda, bazen başbaşa yapılan özel derslerin sonunda katılımcıların yüzlerinde müthiş tatlı bir tebessüm, bir aydınlık ifade; gözlerinde bir parıltı; bedenlerinde bir yumuşama ve huzur, kısacası bütünsel bir rahatlama ve şükran görürüm. Bu kimi yerde “yoga glow” yani “yoga ışıltısı” olarak geçer. Gerçekten de beden ve ruh sanki gülümser ve içerden dışarıya bir parlama olur.
Bunun elbette fizyolojik ve hormonel çerçeveden bakıldığında açıklamaları var; sonuçta yoga pek çok farklı düzeyde etkiler yaratan derin bir pratik. Esneklik ve gücün artması gibi fiziksel etkilerinin yanısıra parasempatik sinir sisteminin dinlen ve hazmet modunu canlandırdığını, serotonin, dopamin gibi mutluluk ve hazla ilintili hormonların bedene yayıldığını ve dahası meditatif zihnin beyindeki gri maddeyi arttırıp öğrenmeyi ve hafızayı güçlendirdiğini kanıtlayan pek çok araştırma var. Ben bugün bunların yanısıra bu pratiğin nam-ı değer “ayna nöronlarımızı” nasıl aktive ettiğini ve bizi grup olarak nasıl etkilediğini anlatmak istiyorum.
Eğer daha önce bu terimle hiç karşılaşmadıysanız ya da duyup da üzerinde pek durmadıysanız size bu becerikli nöronlardan bahsetmek ve bunu “sangha” (topluluk) kavramıyla buluşturmak niyetindeyim.
Ayna nöronlar bir kişinin bir eylemi gerçekleştirirken ya da aynı eylemi bir başkasının yaptığını gözlemlerken aktive olan nöronlarıdır. Bunlar özellikle sosyal etkileşimlerde ve öğrenme süreçlerinde aktif rol oynarlar. Keşfediliş biçimleri de oldukça ilgimi çektiğinden burada paylaşmak istiyorum.
İtalyan bilim insanlarının 90’lı yılların başında maymunlarla yürüttükleri çalışmalarda tesadüfen bulunuyor ayna nöronlar. Şöyle ki; nörofizyolojistler, bu maymunlara elektrotlar yerleştirerek onların el ve vücut hareketlerini bir süre takip ediyolar. Amaç deney boyunca, maymunların karşıdaki kişinin hareketlerini taklit yöntemiyle tekrar edip etmeyeceklerini araştırmak. Sonuçta tespit ediyorlar ki maymunların beyinlerindeki bazı nöronlar taklit hareketlerine karşılık veriyor. Onlarda bu nöronlara “ayna nöronlar” adını veriyolar. Çalışmalar 2000’li yıllarda devam ediyor ve bir başka araştırma da Frans de Waal ve ekibinden geliyor. Bu ekip de ayna nöron sistemlerinin empatiyi de içerdiğini öne sürüyor. Kanıtları da, bir başka insanın hareketlerini ve duygusal durumunu gördüğümüzde beynimizdeki bazı bölgelerin (ön insula, ön singulat korteks, inferior frontal korteks gibi) daha fazla aktive olması.
Sonuç itibarıyle destekleyici bir sürü başka araştırmanın geldiği ortak nokta şu; ayna nöronlar taklitle öğrenmeden empatiye, duygusal bulaşmadan sosyal etkileşime, sanata ve hatta yaratıcılığa kadar bir sürü alanda insan iletişiminde ve ilişkilerinde etkili olabilen çok yönlü nöronlar.
Çocukluk döneminizi düşünün. Konuşmayı, bir enstrüman çalmayı, bazı davranışları hep ebevenylerimizi ya da büyüklerimizi, öğretmenlerimizi gözlemleyerek öğreniriz yani aslında taklit yöntemiyle. İşte tüm o zamanlarda ayna nöronlarımız aktif hale gelerek ögrenme süreçlerimizi hızlandırmaktadırlar.
Empatiye bakalım… empati başkalarının duygularını anlama ve paylaşma yeteneği olarak tanımlanır. Bir kişinin yüz ifadesini veya beden dilini gözlemleyerek, o kişinin duygusal durumunu anlayabiliriz. Başkalarının duygusal durumlarını gözlemlediğimizde, ayna nöronlarımız bu duyguları kendimiz yaşıyormuşuz gibi simüle ederler. Bu durum, sosyal etkileşimlerimizin kalitesini artırır ve başkalarıyla daha derin bağlar kurmamızı sağlar.
Birinin bir yerini kestiğine tanık olduğumuzu düşünün. Aynı yerde, aynı acıyı hissetmemizin sebebi, bazı hücrelerimizin kendi elimiz kesilmiş gibi etkinleşmesidir. Beynimiz bu hücrelerin ateşlenmesi ile bu durumu kendi yaşıyormuş gibi algılamaktadır. Esneyen birinin karşısında bir süre sonra gelen esneme isteğimizi ya da tiksinmiş birinin yüz ifadesi karşısında tepkisiz kalamadığımız anları da aynı durum açıklamaktadır.
Şimdi bu bilgileri bir de stresli ortamlar çerçevesinde değerlendirelim. Üstteki örneklerde olduğu gibi stresli ortamlarda da insanların davranışlarını izleyerek o stres durumunu ayna nöronlar sayesinde içselleştiririz. O kişi ya da kişilerin yaşadığı gerginlik ya da kaygı beynimizde taklit edilerek bizim de benzer bir duygusal atmosferi hissetmemize yol açar. Bir cenaze evine girdiğimizde içimizde her ne kadar harika bir modda olsak da grubun dinamiği ile uyumlanır, beden dilimizi o ortama uygun hale getiririz. Ya da kavga eden iki arkadaşımızın yanında gerildiğimizde farkederiz ki onların yüz ifadelerinin benzerleri bizde belirmiş, kaşlarımız çatılmış, çenemiz gerilmiş, omuzlarımız yükselmiş ve hatta nefesimiz sığlaşmıştır.
Şimdi bütün bu bilgileri stüdyo ortamına ya da yoga pratiği yaptığımız herhangi bir ortama taşıyalım istiyorum. Bir yoga dersine geldiğinizi düşünün. Matınızı serdiniz, eğitmen geldi (ben )ve o günkü dersin öğretisini sundu… Eller kalp önünde birleşti, derin bir kaç nefes ardından ortak söylenen OM mantrası titreşimiyle odayı doldurdu; başlar öne eğildi, hareket başlamak üzere … Oraya zihninde nasıl bir acendayla geldiysen artık onu matın hatta odanın dışında bırakma zamanı. Bedenindeki olası gerginliği, yorgunluğu ya da belki dinamizmi farkedip onları da olduğu gibi bırakma zamanı. Artık tek bir an var o da bu an; seninle beraber aynı odayı paylaşan benzer ya da farklı yerlerden, duygudurumlarından, zihinsel hareketliliklerden geçen insanlarla aynı havayı soluyarak yoga yapıcaksın.. Başladın, devam ettin ve hoop dersin sonuna geldin bile. Savasana (son dinlenme pozu) için uzandın… artık hareketsizliğin sesi hakim odada. Derin bir dinlenme hali… Elbette bu da bitiyor ve bir çan sesi duyuyorsun…Derken eğitmenin sesi geliyor; bedeni hassas ve minik hareketlerle uyandırma zamanı geldiğini söylüyor. O mis gibi uzanmışlık yerinden yavaş hareketle bir oturuşa geliyorsun, gözler hala kapalı; eller yine kalp önünde birleşiyor, OM mantrası çınlıyor tekrar odada…Bir sürü farklı ses, bir tonda birleşiyor. Başını el parmaklarına doğru eğip içinden büyük bir şükür geçiriyorsun. Sonra da gözlerini açıyorsun ve hayat kaldığı yerden seni geri çağırıyor.
Bu ana gelene kadar fiziksel, duygusal, zihinsel pek çok durumdan geçtin buna şüphe yok. Umuyorum ki nefesin tüm pratiğin boyunca en kıymetli referans noktan oldu ve seni buraya taşıdı. Ama sadece sen değilsin bunları deneyimleyen. Sağın solun başka ruhlarla dolu. Herkes farklı bir deneyimden geçti ve sonunda aynı yerde birleşti. Herkesin yüzü gülümsüyor, ifadeler minnet dolu…
Bu gerçekten öyle bir deneyim ki etrafında oluşan enerjiden etkilenmemen mümkün değil. Ortamın büyüsünü bir kenara bırakıyorum. Sürekli tütsü kokuları ve tertemiz matlar, sessiz sakin bir ortamda pratik yapamayabiliriz ama etrafındaki insanların yüz ifadeleri, beden dilleri, çevreye yaklaşımları ayna nöronların devreye girmesi ve birbirlerini ateşlemesi için mükemmel bir ortam sunmaktadır. Hatırlarsanız demiştik ki bu nöronlar sosyal etkileşimlerde, empati kurmada ve diğer insanların davranışlarını anlamakta aktif rol oynarlar. İşte tam da bu nedenlerden dolayı birlikte yoga yapan insanlar bu etkileşimden nasiplerini fazlasıyla alırlar.
Yazımın başında ayna nöronları bağlamak istediğim konu işte tam burada devreye giriyor. Sangha Sanskritçe ve Pali dillerinde topluluk, dernek veya meclis anlamına gelen ve Budizm'de de Buda'nın öğretilerini (Dharma) uygulayıp yayan keşişlerden oluşan topluluğa verilen isimdir. Günümüzde, birlikte meditasyon yapan veya ortak manevi değerleri paylaşan çalışma grupları için de kullanılır. Yoga pratiği her ne kadar içsel ve subjektif bir deneyim olsa da insanın sosyal bir varlık olması sebebiyle bir gruba ait hissetmesi onu hem ruhsal hem zihinsel hem de bedensel olarak besler ve büyütür. Bu bağlamda sangha, bir yoga stüdyosundaki sınıftan çok daha fazlasını; ortak bir yaşam ağını ifade eder. Yoga bedeni ve nefsi terbiye eden bir disiplinken, sangha bu disiplini sürdürmek, yaymak ve desteklemek için ihtiyaç duyulan şefkatli zemini sağlar. Ayna nöronların birbirini tetiklediği, anlayışın, keyfin, huzurun yayıldığı ve resmen herkese bulaştığı bir alandır.
İşte bundan dolayıdır ki beraber yoga yapan insanlar kelimenin gerçek anlamı gibi bir’leşir. Birbiriyle belki hiçbir benzerlik içermeyen hikayelere sahip olan bu insanlar sanghanın ortak çatısı altında birbirini daha çok anlamaya, desteklemeye ve büyütmeye başlar. Bunu hem öğrenci hem de eğitmen olarak gözlemleyebildiğim ve parçası olabildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Dersin başı ile sonu arasında derse katılanların beden haritalarındaki değişimleri izlemeye doyamıyorum. Bir yoga topluluğu içinde benzer amaç ve vizyona sahip kişilerle bir araya gelmek gerçekten de büyük kollektif bir enerji yaratıyor. Ve bu topluluk hem kişiyi pratiğine sadık kalması için motive ediyor hem de çevreyi çok daha güvenilir ve şifalı bir ortama dönüştürüyor.
Umarım bu yazı ile hem bazı deneyim ve davranışlarının kaynaklarını farketmene hem de bunları anlamlandırabilmene yardımcı olabilmişimdir. Ayna nöronların birbirimizi ne denli etkileme gücüne sahip olduğunu ve kendimizi bir yoga topluluğuna ait hissetmeye başladığımızda bunun iyileştici ve büyütücü tarafının ne kadar kıymetli olduğunu anlatabilmişimdir.
Namaste …
Yorumlar