top of page

Başarmak ve başaramamak, tüm mesele bu mu?

Güncelleme tarihi: 18 Oca


Bu hafta yazmak için konu bulmakta inanılmaz zorlandım. Ne zaman bilgisayar başına geçsem tereddüt ve duraklama anları yaşadım. Writers’ block dedikleri yazarın yazdığı esere bir türlü başlayamadığı ya da devamını getiremediği tıkanıklık durumu neymiş bizzat deneyimledim diyebilirim. Sonunda farkettim ki ben kendimi kastıkça konudan iyice uzaklaşıyorum. Bu nedenle dedim ki “Ayse otur bilgisayarın başına ve tam da bu deneyimini yaz”; nasıl bocaladığını ve istediğini yapamadığında zihninin seni nerelere götürdüğünü. Şu anda okuduğunuz satırlar bundan ibaret.


Sizi bilmiyorum ama ben hala o haftanın ya da çok ileri gitmeyelim içinde olduğumuz günün yapılacaklar listesini elle ajandaya yazan birisiyim. Günün sonunda ya da en geç ertesi gün de yapabildiklerimin üstünü çizmekten müthiş keyif alıyorum :) Kendimi bu şekilde faydalı hissediyorum çünkü üretmekten çok zevk alan birisiyim. Bu illa ki eller tutulur bir ürün olmak zorunda değil. Okuduğum bir kitabın özetini çıkartmak bile bana faydalı bir şeyler yapmışım hissini yaşatabiliyor. Hareket etmeyi de çok seviyorum. Her gün mata çıkıp 15 dk da olsa bir şeyler yapabilmişsem ne mutlu bana; ya da o gün 10bin adım hedefimi gerçekleştirebilmişsem ya da tenis oynayabilmişsem. Bir de tabii sorumluluklarım var. Kızımı bende kaldığı günler okula bırakıp almak, stüdyo ve özel derslerime gidip gelmek, eve alışveriş yapmak, anneannemi ziyaret etmek gibi gibi… Bunlardan birini eğer dilediğim gibi gerçekleştirememişsem içimi saran sıkıntının boyutunu size anlatamam. Sanki biri beni kontrol ediyor ve yapamadıklarımı listeleyip benden hesap soracakmış gibi bir suçluluk hissine kapılıyorum. Sanki sürekli birilerine kendimi kanıtlamam gerekiyormuş gibi bir yarış içine girebiliyorum. Aynı zamanda biraz da sabırsızım. Örneğin bu hafta her gün oturup yeni oyuncağım ve meşgalem handpan ile bir teşviki mesaim oldu. Hayatımda daha önce hiç çalmadığım ama çalanlara çok özendiğim ve tınısına hayran olduğum bu alet bana sevgilimden hediye olarak geldi. El mahkum öğreneceğim 😀Oturdum başına, açtım YouTube videolarını ve başladım denemeye. O da ne? Hiç beceremiyorum. Doğru yere basamadığım gibi çıkan sesten de hiç hoşnut değilim. Bir denedim, iki denedim; hemen içimde büyüyen o hissi farkettim; başaramadığım için kendime sinirleniyorum. Aynı şekilde kendi kendime söz verip her hafta bir blog yazısı post edeceğim hedefime de bu hafta bir türlü ulaşamıyorum. Başladı mı bu başarısızlık hisleri içimde büyümeye …Gerçekten dipsiz kuyu, daha doğrusu dibi karanlık ve beni içine çeken bir kuyu bu… Kimsenin benden hesap sorduğu yok, kimsenin benim yaptiklarım ya da yapamadiklarımla ilgilendiği bile yok ama gel gör ki ben kendi kendimin polisiyim ve ensemden düşemiyorum. Kendime koyduğum çıtalar çok yüksek ve bunun zararı yine sadece kendime.


Farkettim ki bunların çoğu başarılı olmaya atfettiğim anlamlardan ve kalıplardan geliyor..


Yaşantımda başarılı olma konseptini mükemmelliyetçilikle birleştirdiğim ve çok fena yorulup duvara tosladığım anlar oldu. Ne mutlu bana ki oradan edindiğim öğretilerle bugün farklı bir yerdeyim. Kendimi her gün yapabileceğinin en iyisini yapmaya yönlendiriyorum, daha ötesine değil ama yine de yapmak istediklerimi yapamadığımda o elinde sopayla beni bekleyen gölge tarafımdan tam anlamıyla kurtulabilmiş  değilim. İşte tam da bu nedenle “başarı” kelimesine ve tanımına tekrardan bakma niyetiyle yazıyorum…


Bugün verdiğim yoga dersimin teması da buydu. Öğrencilerimi  taşımak istediğim zirve pozu benim yogaya başladığım zamanlarda bir türlü beceremediğim ve başarmayı çok istediğim bir pozdu; dragon fly. Gerçekten o zamanlar bu asanayı kolaylıkla yapabilen insanlara uzaylı gözüyle bakıyordum. Bu hayatta bu bedenden bu poz çıkmaz deyip cok kereler vazgeçtiğim olmuştur. Ama denemeye devam ettim…ısrarla değil, farkındalıkla … Bedenimin limitlerini görerek, ona zaman tanıyarak. Ve bir gün yeterince pratik ve denemeden sonra geliverdi. Ne sevinç, ne gurur! Başardım mı evet başardım ama farkettim ki o gelen başarı ondan önceki onlarca başarısızlığın ürünüydü.


Demek istediğim şu; bir bebek düşünün, yürümeyi öğrenmesi için belki bin kere düşmesi ve yeniden ayağa kalkması gerekli. O bebek düşünce pes ediyor mu? Hayır.. İçgüdüsel olarak tekrar deniyor iki ayağı üzerinde kendi başına durabilmeyi.. Ya da düşüşlerini başarısızlık olarak nitelendiriyor mu? Hayır.. çünkü öyle bir kavram yok bilincinde. Ancak bir ebeveyni ya da büyüğü ona derse ki “tüh beceremedin ya da olmadı” ancak o zaman düşüşünü başarısızlık olarak adlandırıyor. Bu tamamen öğrenilmiş bir kavram. Bizler maalesef yetişkin ve kıyas yapan zihinlerimizle cesaretimizi kaybedip çözümden çok kolay uzaklaşabiliyoruz, üstelik bir de kendimizi yetersiz ve hatta beceriksiz hissediyoruz.


Geçenlerde  dinlediğim bir podcast bu kıyas yapan ve kendini değersizleştiren zihnimden beni uzaklaştırmakta baya yardımcı oldu. Kemal Karadayı ile Sinan Canan’ın yaptığı sohbette Kemal hoca dedi ki “zorunluluk” kelimesini lugatından çıkaran insan özgürleşir çünkü aslında hiçbir şeyi yapmaya zorunlu değiliz. Gerçekten de zorunluluk psikolojisi ile yapılan şeylerin akışı o ya da bu şekilde bozuluyor.  Bütünsel ve kapsayıcı bakış açısı ile yaklasabildiklerimiz ise bizi gerçek doğamıza yakınlaştırıyor. Bunun üzerine biraz düşündüm.. Temel mesele ayrım yapmamak. İyiyi kötüyü olduğu gibi bırakmak. Neye göre iyi neye göre kötü? Bıçak mesela, onu ne niyetle tuttuğuna bağlı olarak ya iyi ya kötü. Cerrahsan ve operasyonda kullanıyorsan amaç iyi ama birine zarar vermek için kullanıyorsan kötü. Bunun gibi başarı da kimin gözünde başarı, kimin gözünde değil? Belki de bu kıyaslayan bakış acısını bir kenara bırakıp sadece gerçekte olan saf gerçekle ilgilensek ve kendimize biraz daha bağışlayıcı biraz daha özverili bir yerden bakabilsek her şey daha rahat akar mi?


Al işte bak, akışına bırakınca hiç hesapta olmayan bir yazı çıktı ortaya. Hafta sona ermeden bir post çıkabildim mi çıktım🙏🏻Handpan çalmaya devam ediyor muyum ediyorum 😊 O gün planlandıklarımdan bazılarını yapamazsam başarısız mı olmuş olucam? Hayır… Öyleyse ensemden düşebilirim.


3 Yorum


İnsan olma hallerini en doğal ve içten haliyle hatırlattığınız ve iyi geldiğiniz için ne kadar teşekkür etsem? 🥰💐

Beğen

Müthiş bir flow yazısı olmuş hocam 🤍

Beğen

Akış her zaman yolunu buldurur :)

Beğen

 

© 2025 by neuroflowbyayse. Powered and secured by Wix 

 

bottom of page