top of page

Bütünleşerek iyileşmek

  • 8 Şub
  • 5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 11 Mar

Bir süredir program içeriğine yoga dersi vererek katkıda bulunduğum organizasyonların ortak teması “wellness” ve “sağlıklı yaşam”. Bu konu aslında sadece benim katıldığım değil şu anda tüm dünyada en ilgi çeken akımlardan biri. Herkes daha uzun ve kaliteli yaş almanın peşinde. Bu akıma genel anlamda antiaging deniliyor. Yaşlanmayı yavaşlatmayı ya da yaşlanmanın etkilerini geciktirmeyi hedefleyen bu yaklaşımla ilgilenen, konuda uzmanlaşan ve bu uzmanların reçetelerinin peşinden koşan insan sayısı her geçen gün artıyor.


Sağlıklı yaş alma konusuna çok ok’im. Hatta hastalıktan korkan bir tarafım olduğunu itiraf etmek zorundayım. Sevgili annem MS hastasıydı. Bilmeyenler için kısaca açıklamam gerekirse; bu bir otoimün hastalık. Bağışıklık sistemi hala tanımlanamayan bir sebepten ötürü kendi merkezi sinir sistemine saldırıyor ve beyin ile beden arasındaki mesajlar sağlıklı bir şekilde iletilemez hale geliyor. Bulaşıcı değil, genetik aktarımı yok ama yaşayan canlı bir organizmayı nasıl devirdiğine annemi kaybedene kadar şahitlik ettim ve hastalıktan hep kaçındım. Nezle olmak bile bana ağır gelir, psikolojim hemen etkilenir. Hastalıkla savaşmam ama bir an önce geçmesi için ne gerekiyorsa yaparım. Yani aslında bu korku kendime iyi bakmam için bana bir motivasyon kaynağı. Dolayısıyla elimden geldiğince hareket etmeye, iyi beslenmeye, uyumaya, stresi kontrol altına almaya, sosyalleşmeye ve doğayla içiçe olmaya özen gösteriyorum. Yoga da zaten başlı başına holistik bir yaklaşım olduğu için benim olmazsa olmazlarımdan. Dolayısıyla başta bahsettiğim organizasyonların içine yoga pratiklerinin konulması bana çok anlamlı geliyor. Kendimi hem yaparken hem de ders verirken çok iyi hissediyorum.


Bu iyi hissetme hali yani konuştuğumuz konu çerçevesinden bakarsak “wellness” kelimesi içerik itibariyla çok boyutlu bir olgu. O nedenle ben genellikle bu konuyu ele alırken “wellness’tan wholeness’a yolculuk” gibi bir tanımlama yapmayı tercih ediyorum; yani tam tamına çevirirsek iyi olma halinden bütünselliğe doğru bir yolculuk da diyebiliriz buna ama benim asıl atmak istediğim başlık daha çarpıcı: “bütünleşerek iyileşmek”.


İyileşmek ne demek? Bütünleşmek ne demek? Biraz buralara bakalım.


İyi olmanın pek çok boyutu var; bunlardan ilki elbette fiziksel…  fiziksel bedenimde iyi hissetmek için egzersiz yapıyorum, doğru besleniyorum, dinleniyorum, bedenimle ilişkimi sürekli tazeliyorum ama bu yeterli değil. Zihinsel ve ruhsal boyutlar da var. Eğer sürekli negatif düşüncelerle kuşatılmışsam ya da dikkatim dağınıksa, odaklanamıyorsam zihinsel boyuta daha fazla özen göstermem gerekiyor; ya da hayattan bir anlam çıkaramıyorsam, ruhumu besleyemiyorsam, içimde huzurlu değilsem yine bi eksiklik var demektir. Ben bunlara çevresel boyutu da eklemeyi uygun buluyorum. Bu sadece fiziksel olarak nerede bulunduğumuz, nerede yaşadığımızla ilgili değil, kendimizi kimlerle çevrelediğimiz, nasıl enerjilerle vakit geçirdigimiz, uyumlandığımız da çok önemli. Yani sasyal çevrem ve orada kurduğum ilişkilerin kalitesinin sağlığımla birebir ve doğrudan orantısı var.


Kısacası ben tüm bu parçaları bedenimde ve ruhumda bir arada ve birbirleriyle koordine şekilde barındırabiliyorsam o “bütünlük” ve tatmin hissine ulaşabiliyorum. Parçalar bütünü ve bütünden de ötesini oluşturuyorlar. İyileşme dediğimiz şey bu şekilde meydana geliyor ve eğer bu senkronizasyonu sürdürebilirsem hayat  bana harika bir hafiflik ve esenlik hali sunuyor.


Peki bu boyutlarda bir aksaklık olduğunda ne yaşanıyor? En basitinden bir örnek olarak  baş ağrısı çektiğimi varsayalım. Doktora gidiyorum, doktor ağrıyı gidermek için bana ilaç veriyor, alıyorum, ağrım geçiyor ve hayata kaldığım yerden devam ediyorum. Keşke bu kadar basit ve anlaşılır olsa herşey ama maalesef değil. O baş ağrısı herhangi stresli bir uyaranın ardından yinelenirse ve kronikleşirse artık o hapın bana geçici olarak iyi geleceğini kabul edip ana nedene yönelmem gerektiğini bilmem lazım. Her parça bir başka parçanın çıktısı ya da devamı. Yani hiçbir şeyi birbirinden bağımsız düşünemez ve o kafayla da iyileştiremeyiz.


Yine kendi hayatımdan örnek verecek olursam… Kızım uzun bir süredir bağırsakları ile ilgili ne olduğunu anlayamadığımız bir sıkıntı yaşıyor. Bazı yemekler ona dokunuyor ve karnını şişiriyor, nefesini daraltıyor. Bir sürü deneme yanılma yöntemleri uyguladıktan sonra çareyi bir gastroendokrinoloğa gitmekte bulduk. Hekim hanım şikayeti etraflıca dinledikten sonra dedi ki ; bize benzer şikayetlerle gelen ve semptomu yok edecek herhangi bir ilacı kullanıp, geçtiğini düşünen ama bir süre sonra geri gelen hastaların oranı yüzde 70! Bu inanılmaz yüksek bir rakam. Nedeni ise aşikar; bütünsel bir yaklaşımdan mahkumuz.  Hekimlerin çoğu ağrıyı ya da şikayeti geçirmek ve hastayı hemen rahatlatmak için hızlı bir çözüme gidiyorlar ama şikayetin zeminine etraflıca bakmak daha fazla merak, emek ve zaman gerektiriyor. Çoğunlukla psikosomatik kökenler görmezden geliniyor; ya da belki konunun yeme bozuklukları ile ilgili olabilecek kısmı atlanabiliyor. İyileşme uzadıkça parçalar da birbirinden uzaklaşıp kişiyi çözümden uzaklaştırıyor.


Kısacası tedavi hiç bir zaman iyileşmek demek değil. İyileşme daha uzun ve kapsamlı bir süreç. Ancak bütüne bakıldığında ve her parçanın bütüne nasıl hizmet ettiği dikkatlice incelendiğinde gerçekleşebiliyor.


Dışardan bir Ayşe görüyorsunuz, sağlıklı yaş almaya çalışan. O görünen varlık, içerde birbiriyle uyum içinde çalışan ve haberleşen milyonlarca hücrenin işleyişlerinin ürünü; buna ilaveten beni hayatta tutan ve durmaksızın devrede olan sistemlerim var; sinir sistemim, dolaşım sistemim, solunumum gibi…  Bazen bu kompleks yapıyı düşündüğümde aklımı kaçıracak gibi oluyorum. Nasıl oluyor da hepsi beni yaşatmaya bu kadar yatkın ve becerikli diye… Bunların ötesinde beni ben yapan bir de değerlerim var, yaşam enerjim var, kişiliğim, uğraşlarım ve sosyal çevrem var. Bunlardan birinde çıkan bir arıza benim tüm yaşam koşullarımı etkileyebilir ve değiştirebilir. Dolayısıyla hepsine ayrı önem göstermeli ve zaman ayırmalıyım.  Birini görmezlikten gelirsem ya onu da sonra  hallederiz diyip yeterince önemsemezsem, onun er ya da geç bir yol bulup benim huzurumu kaçıracağını biliyorum.


Şimdi bu satırları yazarken bir yandan düşünüyorum da insanın kendine bakması ve bu mekanizmayı işler halde tutması hakikaten kolay iş değil ama yapmazsan da bedeli daha yüksek.


Daha fazla uzatmadan bu iyilik ve bütünlük halini yogaya bağlamak istiyorum. Yoga kelime anlamı olarak birlik, bir araya getirmek, bütünleştirmek demek. Neyi bir araya getiriyor diye sorarsanız cevap: beden, dikkat (zihin) ve nefes (ruh). Bu bileşenlerden bir tanesi eksikse o yaptığın tam anlamıyla yoga olmuyor. Yani bedeni asanalarla şekilden şekile sokup, enerjimi beden içinde ustalıkşa dolaştırıyor olabilirim ama dikkatim orada değilse bu fiziksel bir aktivite olmaktan öteye geçemez; herşeyden önce dikkatsizsem kendimi sakatlayabilirim. Dahası ve bence daha mühim olanı zamanı boşa harcamış olurum çünkü ne yaptığımın farkında değilsem, o anın içinde değilde bir sonra yapacaklarımın ya da yaptıklarımın üzerindeysem geçmiş olsun, tüm emeğimi boşa gitti. Tüm bunlara bir de nefesi ekleyelim. Nefes gerçekten belki de bu ikisi arasında yani bedenle zihin arasındaki en değerli ve sağlam köprü. Bu kadar doğal ve rahatlatıcı bir sistemi devre dışı bırakıyorsam solunumumdan tut, dolaşımıma, sinir sistemimden tut, bağırsaklarıma kadar uzanan her sisteme bir şeylerin yolunda gitmediğine dair sinyal vermiş oluyorum. Dolayısıyla beden bana güvenmediği gibi, zihnim de tutunacak bir dal bulamıyor ve dağılıyorum. İşte tüm bu sebeplerden dolayı yogadan maksimum fayda sağlamak ve gerçekten iyi hissetmek istiyorsam tüm parçaları bir arada tutmalıyım ki o bütüne hizmet edebilsin.


Yazının başında sağlıklı yaş almaya çok ok’im yazmıştım. İyileşme bir süreç ve hayat boyu devam ediyor yeter ki biz tüm parçalarımızı kucaklayabilelim ve her birine özen gösterelim. Buraya kadar umarım aynı fikirdeyizdir..  Ayrılabileceğimiz nokta şimdi geliyor 😊 O da antiaging’in taşındığı diğer ekstrem uç; yaşlanmamak, mevcut sistemin sınırlarını zorlamak, ölümlülüğe meydan okumak; bunlar bana göre yaklaşımlar değil. Bu çabalara tamamen karşıyım. Yaşamı sadece uzatmaya çalışmak ya da ölümü yenmek gibi uğraşların herşeyden önce biyolojimizin işleyişine aykırı olduğunu düşünüyorum. Sürekli genç kalma çabasının kaygıyı arttırdığını ve psikolojimiz üzerine olumsuz etkiler yarattığını gözlemliyorum. Yaşlanmayı kaçınılması gereken bir kusur gibi sunmanın yaş ayrımcılığını beslediğini düşünüyorum. Yaşlılığa sadece bedensel bir yıpranma ve eskime gibi bakmanın yaş almanın getirdiği bilgelik ve deneyimi yoksaydığını görüyorum ve bu değeri görmezden gelmeyi çok yazık buluyorum. Son olarak da antiaging akımının sunduğu ilaç, hormonel tedavi, yüksek doz takviyeler, sık estetik işlemlerin tamamen sınıfsal ayrımcılığı destekleyen bir endüstriyel ticaret olduğunu düşünüyorum. Yaşam en doğal hak ise, sağlıklı yaş almak da herkes için ulaşılabilir bir değer olmalı.


Elbette ki her an kendimizi iyi hissetmemiz gerçekçi bir beklenti değil. Madalyonun diğer tarafını da görüp, kabul etmemiz gerek. Sonuçta hayat hem olumlu hem de olumsuz tarafları ile beraber olunca güzel. Sadece mutlu ve konforlu hissetseydik hem bunun kıymetini bilemezdik hem de çok sıkılırdık. Mücadele bizi besleyen bir şey. İşte tam da bu zıtlıkların birbirini beslemesi ve tamamlamasından dolayı yaptığımız her şeyde bir denge arayışında olmak doğru yol. Bu da bence bütüne doğru attığımız küçük adımlarla oluyor. Parçaları beslemek, bütünü büyütüyor.




2 Yorum


Hayatımıza temas eden bir paylaşım, teşekkürler Ayşe Hocam 🥰

Beğen
Şu kişiye cevap veriliyor:

ben tşk ediyorum bu güzel yorumlarına her zaman

Beğen

 

© 2025 by neuroflowbyayse. Powered and secured by Wix 

 

bottom of page