top of page

Johari’nin Penceresi

Güncelleme tarihi: 5 Oca


Her seneyi sonlandırırken denk gelen bir yoga dersimde öğrencilerim ve sevdiklerimle Johari’nin penceresi adlı uygulamayı paylaşmayı adet edindim. Benim için çok güzel bir kapanış, bir çeşit helalleşme, farkındalık egzersizi oluyor bu. Belki tüm uygulamayı birlikte yapamıyoruz ama testin amacının bizde çağrıştırdıklarını paylaşırken hem kendimde hem de katılımcılarda uyanışlar seziyorum; yüzlere bir gülümseme, bazen gözlere şaşkın ve düşünceli bakışlar, dudak kenarlarına bir sorgulama ifadesi yerleşiyor. O nedenle senenin bu son blog yazısında da sizlerle bu paylaşımı yapmak istedim. Tepkilerinizi göremiycem belki ama yazinin altına yorumlarınızı ekleyebileceğinizi biliyorsunuz🙏🏻


Johari’nin penceresi özünde kişinin kendini tanıması, öz farkındalık geliştirmesi ve başkalarıyla ilişkilerindeki iletişim biçimlerini anlaması için kullanılan bir psikolojik model. Bu modelde 4 pencere ya da alan var. İlki Açık Alan… Bu, kişinin kendisi ile ilgili bildiği ve çevresindekilerin de onunla ilgili aynı kanıda olduğu ve kişinin kendini nasıl tanımlıyorsa diğerlerinin de onu aynı şekilde tanımladığı yani tariflerin uyuştuğu alan … Buna ben otantik alan demeyi de seviyorum. Ben kendimi nasıl görüyosam ve  biliyosam ilişkide olduklarım da benimle aynı fikirdeler; yani olduğum, yansıttığım ve yaşattığım her şey birbiriyle örtüşüyor. Burası çok keyifli bir alan; düşüncesi bile benim göğsümü ferahlatıyor. İkincisi Kör Alan… kişinin kendi ile ilgili farkında olmadığı ama başkalarının bildiği alan. Örneğin diğerleri benim için  “Ayşe sürekli söz keser” diyorlar ama bu kesinlikle benim bilincimde olan bir özelliğim değil. Genellikle geri bildirimlerde ortaya çıkıyor ve insanda bir hayret ve merak uyandırıyor ama bazen de sıkı bir direnç yaratabiliyor çünkü “hayır efendim, onlar yanlış biliyorlar” demeye ya da hiç sorgulamadan reddetmeye pek meyilli varlıklarız .. Üçüncü pencere Gizli Alan… Burası kişinin bildiği ama başkalarından sakladığı alan. Belki kendine bile itiraf etmek ve kabul ettirmekte zorlandığı korkularının, bastırdığı duyguların, düşüncelerin biriktiği ve çığ gibi büyüyüp kişiyi özünden uzaklaştırdığı yer. Bu pencere zehirli.. Hep bir kendi olamama, onay peşinde koşma, sevilme, alkış alma hali söz konusu. Bu alan kişiyi farkında olmadan deli gibi yoran ve aslında kendinden uzaklaştıran, özgür olmasına büyük engel olan bir yer. Dördüncü ve sonucusu ise Bilinmeyen Alan. İsmi durumu gayet net anlatıyor. Ne kişinin ne de çevresindekilerinin bildiği yönler burada gizli. Keşfedilmemiş potansiyallerin, uyuyan yeteneklerin, bilinmedik tepkilerin barındığı bir yer. Biraz karanlık …Ben bu alanı anlamakta pek zorluk çekmiştim ta ki bir gün deneyimleyene dek. Büyük bir sağlık krizi sırasında içimden hiç ama hiç bilmediğim ve aksinin üzerine kalıbımı basabileceğim bir özelliğim çıktı ortaya. 17 yaşımdaydım ve dedem bir anda evde üzerime bayıldı. Evde annem ve anneannem çığlıklar atıp, olmayacak hareketler yaparlarken ben dedemi gayet sakin yere yerleştirdiğimi ve ambulansı aradığımı, durumu ve evi tarif ettiğimi hatırlıyorum. Benzeri soğukkanlı bir tepkiyi başka bir sağlık krizinde daha verince bu yönümle buluştum ve onu benimsedim ama o ana kadar kesinlikle farkında değildim.


Pencereleri açıklayabildiysem artık ana konuya geçebilirim 😊 Benim bu  paylaşımı yaparkenki çıkarımlarım ve gelecek yıl için temennilerim şöyle; açık alanı büyütmek, beslemek ve genişletmek benim önceliğim … bu kişiyi hem müthiş özgürleştiriyor hem de ilişkilerinde büyük güven yaratıyor. Gizli ve kör alanlara gelince… kişinin kendini açması asla kolay bir şey değil. Altta yatan yetersizlik duyguları, korkular, endişeler, kıskançlıklar, dirençler, üstü örtülü duygular enerjimizin çok geniş bir alanını hem kapsıyolar hem de bizi içten içe eritiyorlar. Onları ittikçe, görmezden geldikçe ya da saklamaya çalıştıkça bir tarafımıza sırtımızı dönmüş oluyoruz ve kendimizden ayrışıyoruz. Halbuki bütünleşmeye doğru attığımız adımlar bizi bizle buluşturuyor. Burada Fritz Pearls’ün sözü kulaklarımda çınlıyor; diyor ki “bizler bir ayna evinde yaşıyoruz ve camdan dışarı baktığımızı zannediyoruz”. O kadar doğru ki… Aslında nereye bakarsan bak kendini gördüğün bir evdesin. Bu hayatta yaşadığımız her şey, gösterdiğimiz her davranış bizden bir şey taşıyor, herşey bizdeki izdüşümü ile var oluyor. Dışarı bakmak, yoksaymak ya da inkar etmek, dışarıyı suçlamak kendi zemininde neler olduğunu görememek demek yani kendi evinde oturamamak, rahat edememek gibi bir şey bu. Zaman içinde hem kişiyi çok zorlayabiliyor hem de çevresindekilerle kurduğu ilişkileri yıpratıcı bir hale getirebiliyor. Demek ki bu iki alanla çalışmak kişinin kendi özüyle buluşabilmesi ve otantik olabilmesi için pek kıymetli.


Her şeyde olduğu gibi burada da söylemek kolay, hayata geçirmek zor. Dolayısıyla alanda çalışmaya direnç gösterenleri de gayet anlayabiliyorum. Değişim kolay değil. Cesaret ve süreklilik gerektiriyor.  Kendisinden çok ilham alıp öğrendiğim Prof. Dr. Sinan Canan’ın cesaret üzerine yaptığı bir paylaşımı hatırlıyorum; cesaret kelimesinin ingilizcede “courage” aslında “core” kelimesinden geldiğini söylemişti; yani merkez… Hatta bazı yerlerde “cuore” yani kalp kelimesinden türediğine bile dair betimlemeler var. Kalp … bir başka deyişle yürek; yürekli olmak… bu, attığın adımları korkusuzca atmak demek değil, yüreğine göre hareket edebilme özgürlüğü demek … Çok anlamlı değil mi? En nihayetinde yürek yüce olanı, ona iyi olanı bilir. Uygulamaya geçirmek için biraz bu alanda şeffaflaşmak ve derinlemesine bakabilmek gerekiyor 😊


Gelelim son pencereye… Bilinmez alanla pek yapabilecek şeyimiz yok. Sürprizli ve beklenmedik anlarda ortaya çıkabilme potansiyeli var ama çıkma garantisi de yok. Ya bu içinde olduğumuz hayat bize öğreticek ya da başka bir zaman ve mekan…


Bunların yoga dersinde ya da pratiğinde nasıl yer bulduğunu sorduğunuzu duyar gibiyim. Alice Miller’ın kitabını okudunuz mu bilmem, Beden Asla Yalan Söylemez. Bunu olabildiğince büyük harflerle duvara kazıyasım var 😃 Zihni kandırabiliriz, başkasını kandırabiliriz ama bedeni asla… Orası her şeyin apaçık ortada olduğu bir harita. Sadece bakmayı ve yön bulmayı öğrenmek gerekiyor. Yoga matı üzerinde benim yapmayı en sevdiğim keşiflerden biri bu. Bir fenerle karanlıkta yolumu bulmaya çalışan bir gezgin gibi hissediyorum kendimi. Önce bir kor noktayı görüyorum, sonra bir diğerini… Her birine ayrı dikkat ve özen geliştirmeye çalışıyorum. Adımlarımı merakla ve bilinçle atıyorum. O aydınlanan minik yerle ne kadar kalırsam, orayı ne kadar beslersem, oranın ışığının etrafına yayılmaya başladığını farkediyorum ve böyle böyle, sabırla, yürekle yolda ilerliyorum. Hiçbir hissi pas geçmemeye çalışıyorum; herhangi bir fiziksel duyumu ya da veriyi saklamaya çalışmanın ne kadar gereksiz olduğunu farkediyorum çünkü eninde sonunda bir yerden ortaya çıkacağını biliyorum. Ama inanın bu yeti zaman içinde gelişti, o nedenle istikrar ve tekrarın ne kadar değerli olduğunu bir kere daha burada belirtmek isterim.


Derslerimde, katılımcıları yönlendirirken ki en büyük önceliğim onların da bu adımları, bu farkedişleri dikkate almaları ve geliştirmeleri.  Johari’nin Penceresi’ni bedene uygularsak eğer, şunu görebiliriz: bedende alan açmak sağlam bir niyet ve çaba gerektiriyor. Alan açıldıkça, sıkışmış, üstü kapatılmış, görülmemiş enerjiler bir anda nefes almaya başlıyorlar. Bu özgürlüğün ilk adımı… O huzur, o yayılma, genişleme zaman içinde bedenden tüm hücrelere yayılıyor ve hormonlardan tutun, nörotransmitterlere, duygusal dayanıklılıktan zihinsel esnekliğe kadar her yere nüfuz ediyor. Şifanın gerçek anlamı bence bu… Her türlü zorlanmaya değer…


Yeni senenin, aslında her günün, her pratiğin buna vesile olmasını diliyorum. Hepinizi kucaklıyorum.

5 Yorum


alevsezal
30 Ara 2025

Yeni yıla girerken kendimiz ile ilgili daha çok düşünmeye ve çalışmaya teşvik eden harika bir yazı olmuş Ayşe’cim, eline sağlık 🙏

Beğen
Şu kişiye cevap veriliyor:

Çok teşekkürler...

Beğen

teoman.esra
30 Ara 2025

Ayşe cim ne kadar güzel anlatmışsın. Johari nin penceresi benimde çok sevdiğim ve uyguladığım bir pratik. Çok da faydasını gözlemlediğim ve herkesin üzerinde ara ara yapması gereken bir çalışma olduğunu düşünüyorum🙏

Senin önderliğinde katılımcılarla yaptığın bu çalışmaların çok faydalı olduğu gerçeği ile emeğine aklına sağlık diyorum sevgili Ayşe cim🙏💕Yazılarını keyifle okuyorum🙏💕

Beğen

Ece
30 Ara 2025

Canım Ayşem çok keyifle okudum. Sen benim sözümü mü kesiyorsun ya konuşurken? Şaşırdım okuyunca bende öyle bir geri bildirim yok. dikkat edeyim bakayım bundan sonra :)) Açık alanı genişletme temennine katılıyorum, Gizi alanı keşfetmek de öyle, yüzleşmek 🙏💗 Kör alanı da başkaları düşünsün artık 😈

Beğen

asli
29 Ara 2025

Ne kadar güzel anlatmışsın canım dostum. Sen daha da çok yazmalısın ❤️

Beğen

 

© 2025 by neuroflowbyayse. Powered and secured by Wix 

 

bottom of page