top of page

Satya

13 Ağu
4 dakikada okunur

Bu yazımın konusu yoganın 8 basamağından biri olan yamaların ilk bakışta kolay anlaşılan ama uygulaması en zor ilkelerinden biri olan satya…Satya Sanskritçe’den çevrildiğinde gerçeklik, doğruluk, hakikat anlamına geliyor, yani kavramın özü doğru söylemek, dürüst olmak, yalan söylememek olarak açıklanabilir… Şimdi neden uygulaması zor dediğimi biraz anlamış olmalısınız. Başkalarına yalan söylememek belki de işin daha kolay olan tarafı. Zor ve kıymetli olan insanın kendine ne kadar doğru söylediği, özüyle ne kadar uyumlu ve bağlantıda olduğu. Bugün bu sularda yüzeceğiz beraber 😊

Şöyle bir düşünün… Gün içinde sosyalleşirken esasen gerçekten iyi olmadığımız halde karşılaştığımız “naber?” sorusuna kaç kere “iyiyim” diye cevap veriyoruz? Tamam, belki herkese derdimizi ya da o gün bizi rahatsız eden şeyi dile getirmek gerekli olmayabilir ama inanın bunu en yakınlarımıza da yapıyoruz. Ya da kaç kere bir şeyi istemediğimiz halde “fark etmez” diyerek o duruma kendimizi adapte etmeye çalışıyoruz? Kaç kere kırıldığımızı, öfkelendiğimizi ya da yorulduğumuzu kendimizden bile saklıyoruz?

Benim için bu senenin en büyük gündem maddesi buydu; neden hayır diyemediğimiz ve bedenlerimizin buna karşı ödediği bedeller. Elbette sadece hayır diyememek değil mevzu bahis olan. Yukarıda saydığım örneklerde de olduğu gibi bizi asıl yoran ve kendimizden uzaklaştıran aslında kendimize dürüst olmadığımız ve benliğimizden ödün verdiğimiz durumlar. Sebepleri ne derseniz, değişken… Bazen karşımızdakini üzmemek, kırmamak için, bazen ortamın huzuru bozulmasın diye, bazen kabul görmek ve onaylanmak için, bazen de güçlü görünmek için sayısız defa ortamlara razı olup uyum sağlıyoruz. Ama beden satya konusunda bizim kadar diplomatik değil. Gelin bunun derinine inelim…

Zihin hikayeler yaratıp kendini onlara kolayca kaptırabilir, “önemli değil, geçti” diyebilir. “Ben zaten bunu istemiyordum” diyerek kendini kandırabilir. Özellikle bu “ben zaten …” ile başlayan cümleleri çok ilginç buluyorum çünkü kendimizi tanımladığımız bazı özelliklerimizin gerçekten bize mi ait olduğu yoksa yıllar içerisinde geliştiridiğimiz savunma mekanizmalarımı olduğunu her zaman bilemiyoruz. Velhasıl beden çoğu zaman bu hikayelere ve sahte inanışlara katılmaz. Omuzlar sıkışır, çene gerilir, nefes sığlaşır, mide düğümlenir, geceleri uykular kaçar… Aslında bedenin dürüstlüğü denebilir tüm bu semptomlara. Beden olduğundan başka bir formda ya da başka biri gibi davranmayı beceremez. Kısacası Luisa Hay’in dediği gibi “Beden yalan söylemez”.

Travma ve somatizasyon üzerinde çalıştıkça insanın kendi gerçeğinden uzaklaşmasının bedende nasıl izler bırakabildiğini daha fazla görür oldum. Buna da minnettarım çünkü terzinin kendi söküğünü dikememesi misali bende bu durumları çokça yaşadım. Ama zaman geçtikçe ve pratiklerim derinleştikçe  daha çabuk ve erken uyanır oldum. Burada elbette her fiziksel semptomun psikolojik bir sebebi olduğunu iddia etmiyorum ama duygularımızı sürekli görmezden gelmenin uzun vadede sinir sistemlerimiz üzerinde hiçbir etkisi olmayacağı varsayımını yapmanın da gerçekçi olmadığını söylüyorum. Satyayı bu nedenlerden dolayı biraz da bedensel bir pratik olarak görüyorum.

Kendine “ben şu anda ve burada ne hissediyorum?” diye sormak ve cevabı ezberden ya da daha kötüsü zihinden vermemek, bir durmak, nefese dönüp bakmak, bedende sıkışan bir yer, uyarıcı başka bir sinyal var mı diye kontrol etmek ve belki de “iyiyim” demeden önce bunun doğruluğunu bedenle test etmek.. Çok mu şey istiyorum? 😊 Evet dediğinizi duyar gibiyim. Hak da veriyorum size. Her şeyin bu kadar hızlı aktığı bir dönemde kimin bunlara ayıracak zamanı var? Ama işte dikkat edilmeyen, duyulmayan bedenin zaman içinde arıza çıkarmaması içten bile değil. Halbuki anında müdahele edebilsek kimbilir ne kadar daha ferah ve güvende hissedeceğiz…

Bence insanın kendine söyleyebileceği en büyük yalanlardan biri de nasıl olması gerektiğine dair yarattığı hikayelerde gizli. “Daha güçlü olmalıyım, daha sakin olmalıyım, daha anlayışlı olmalıyım”… Belki çok güçlü olması gerektiğine inanan kişi aslında yardım istemeyi öğrenememiştir. Belki hiçbir şeyi kafasına takmayan kişi kendini bir şeyler hissetmemeye karşı programlamıştır. Belki herkesi idare eden kişi çatışmanın yarattığı bedensel gerilime tahammül edemiyordur. Özellikle bu son duruma kendimden örnek verebilirim.

Küçüklüğümde öğrendiğim bir şey vardı. O da ortam gerildiğinde, sen suçlu olsan da olmasan da sus, ger çekil ve alttan al. Tanıdık geliyor mu? Çünkü aksi takdirde yani müdahele edersem, hakkımı savunursam ya da boyumdan büyük laflar edersem bedelini bir ceza ya da daha az sevilmek, görülmek, kapsanmak olarak ödeyecektim. Dolayısıyla bende kendimi sineye çekmeyi kabul görmemeye yeğledim ve pek çok ortamda aman kimse üzülmesin, huzur bozulmasın diye söylemek istediklerimi açıkça ve dürüstçe söylemedim. Tartışmalardan hayat boyu kaçındım, hala da fazla sevdiğim söyelenemez ama seneler içinde bu içinde tutmaların, ifade edememelerin bedelini istenmeyen bedensel arızalarla ödedim. Detaylara girmeme gerek görmüyorum sadece şimdi geriye bakınca “ahh yaa işte o söylenmemiş söz bedenimden böyle çıktı” diyebileceğim pek çok enstantane var. Uyanmak ve farketmek güzel…

Yoga matında da benzer durumlar yaşadığımızı söylesem heralde bana karşı gelmezsiniz… Bedeni bugün izin vermediği yere zorla getirmeye çalışmak yerine onu olduğu haliyle kabul edebiliyor muyuz? Bu biraz zaman alıyor değil mi? Aslında satya, ahimsa yani zarar vermemek ilkesinden bağımsız değil. Gerçekle kavga etmeyi bıraktığımız anda pratiğimizin değişeceğini biliyoruz. Hayatta da aynen böyle. Satya her düşündüğünü filtresizce söylemek değil, ben sadece dürüst oluyorum diyerek karşımızdaki insanı incitmek hiç değil. Mesele gerçeği söylemek kadar onu nasıl, ne zaman ve neden söylediğimizi farketmekle yani yine zarar vermeme ilkesiyle bağlantılı. Söylediğim şey doğru mu? Gerekli mi? Niyetim ne? İnsanın bu sorulara önce kendi cevap bulması gerekiyor. Bazen sessizlik bile satyanın temsilcisi olabilir. Ama yine aynı noktaya parmak basmak istiyorum. Bu insanın kendi içinde sessiz kalması ile aynı şey değil, kendi gerçeğini susturmak başka bir şey. Bu ayrımı yapabilmek büyük ustalık…

Yazımı uzatmadan son olarak söylemek istediğim şu; insan kendi hakikatine yaklaştıkça başkalarını hakikatine de daha fazla alan açabiliyor. Satya bana göre doğruyu söylemekten çok daha fazlası. Satya olduğun kişi ile, olduğun an arasındaki mesafenin azalması. Kolay mı? Hayır ama belki de bütün çalışma (ve buna yoga dahil) bizi kolaya çabucak ulaştırmak için değil, gerçek olana biraz daha yakınlaştırmak için var.

Sevgiyle kalın…

Yorumlar


 

© 2025 by neuroflowbyayse. Powered and secured by Wix 

 

bottom of page